İnsan doğası, var olduğu ilk andan itibaren bağlanmak ve bağ kurmak üzerine tasarlanmıştır. Sevdiğimiz insanlara, yaşadığımız yerlere, kimliğimizi tanımlayan mesleklere veya bize güven veren rutinlere görünmez ama son derece güçlü iplerle bağlanırız. Hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olarak bu bağlardan biri koptuğunda, zihnimizde ve ruhumuzda devasa bir boşluk oluşur. Psikoloji biliminde, sahip olduğumuz ve bizim için derin bir anlam taşıyan herhangi bir değerin yitirilmesine kayıp, bu yitimi takip eden bedensel, zihinsel ve ruhsal dalgalanmalar bütününe ise yas süreci adı verilir.
Toplumda yas denildiğinde akla genellikle sadece “ölüm” gelir; oysa boşanmalar, uzun süreli bir ilişkinin bitmesi, iflas, memleketten ayrılma, sağlığın kaybedilmesi veya emeklilik gibi köklü değişimler de insanın iç dünyasında ciddi bir yas sürecini tetikler. Yas tutmak bir zayıflık, aşılması gereken bir hastalık veya bir “anormallik” değildir; aksine, kaybedilen değere duyulan sevginin ve bağlılığın en doğal, en insani bedelidir. Ancak bazı durumlarda, zihin bu büyük acıyı işlemekte yetersiz kalır ve kişi o karanlık tünelde sıkışıp kalabilir. İşte böyle anlarda, karanlıkta yön bulmayı sağlayan en güvenilir pusula psikoterapi desteği olmaktadır.
Yas Nedir? Sağlıklı Yas ve Karmaşık Yas Arasındaki Fark
Yas, zihnin gerçekleşen kaybı algılaması, bu yeni “eksik” gerçekliğe uyum sağlaması ve hayatı o kişi veya durum olmadan yeniden organize etmesi için ihtiyaç duyduğu bir adaptasyon sürecidir. Sağlıklı bir yas sürecinde kişi ağlar, üzülür, öfkelenir, uyku ve iştah sorunları yaşayabilir; ancak aylar geçtikçe acının keskin kenarları yavaş yavaş törpülenir ve birey hayata, sorumluluklarına kademeli olarak geri döner.
Eğer kaybın üzerinden aylar veya yıllar geçmesine rağmen acı ilk günkü gibi taze ve yakıcıysa, kişi kaybettiği kişinin eşyalarına veya odasına dokunulamayacak bir türbe muamelesi yapıyorsa, hayattan tamamen izole olmuşsa ve kendi ölümünü arzular hale gelmişse; bu duruma klinik litaratürde karmaşık (patolojik) yas adı verilir. Zihin, acıyı işlemeyi bırakmış ve o travma anında donup kalmıştır.
Yas Sürecinin Evreleri Nelerdir?
Yas, doğrusal ve dümdüz ilerleyen bir çizgi değildir; aksine inişleri ve çıkışları olan devasa bir okyanus dalgası gibidir. Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross tarafından tanımlanan ve tüm dünyada kabul gören beş temel yas evresi, bu süreçte içimizden geçen duygu fırtınalarını anlamlandırmamızı sağlar:
1. İnkâr (Şok ve Uyuşma): Zihnin, o büyük acının altında ezilmemek için kullandığı ilk savunma mekanizmasıdır. “Bu gerçek olamaz”, “Bana şaka yapıyorlar”, “Birazdan kapıdan içeri girecek” gibi düşüncelerle gerçeklik reddedilir.
2. Öfke:Şok dalgası geçip gerçeklik gün yüzüne çıktığında, yoğun bir adaletsizlik hissi başlar. Kişi “Neden ben?”, “Neden o?”, “Doktorlar neden kurtaramadı?” diyerek kadere, çevresine, bazen geride bırakıp giden kişiye, bazen de kendine öfke duyar.
3. Pazarlık: Acıyı hafifletmek veya kaybı geri döndürmek umuduyla zihinsel bir pazarlık yapılır. “Eğer onu bana geri verirsen, bir daha asla kötü biri olmayacağım”, “Keşke o gün onu evden çıkarmasaydım, bunlar yaşanmazdı” gibi keşkeler ve suçluluk duyguları bu evreye hakimdir.
4. Depresyon (Çökkünlük): Zihin artık gerçeği tam anlamıyla idrak etmiştir. “Artık ne yapsam da onu geri getiremeyeceğim” gerçeği yüze çarpar. Derin bir yalnızlık, enerji kaybı, içe kapanma ve hayatın anlamsızlaşması bu evrede görülür. Yasın en uzun sürebilen, en sessiz aşamasıdır.
5. Kabullenme:Acının tamamen unutulması demek değildir; acıyla birlikte yaşamayı öğrenmek demektir. Kişi artık kaybettiği değeri zihninde yeni bir yere oturtur ve geleceğe dair adımlar atmaya, yeniden yaşamla bağ kurmaya başlar.
Kayıpla Başa Çıkmak: Psikoterapi Desteği Neden Önemlidir?
Yas tutan birine çevresinden genellikle “Güçlü olmalısın”, “Hayat devam ediyor”, “Zaman her şeyin ilacıdır” gibi iyi niyetli ama son derece işlevsiz teselliler gelir. Oysa yas sürecindeki bireyin duygu bastırmaya değil, o duyguyu özgürce ve güvenle boşaltabileceği, yargılanmadan dinlenebileceği bir alana ihtiyacı vardır. Bireysel psikoterapi; bireyin yasın evreleri arasında sıkışıp kalmadan, inkar veya depresyon bataklığına saplanmadan bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamasına bilimsel yollarla eşlik eder.
Güncel ve kanıta dayalı klinik yaklaşımlar, yas sürecindeki o düğümlenmiş duyguları çözmek için şu yöntemleri kullanır:
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Suçluluk Duygusuyla Yüzleşme
Yas sürecini en çok bloke eden duygu “suçluluk”tur. Kişi, kayıpla ilgili kendini amansızca suçlayabilir: “Onu daha iyi bir hastaneye götürseydim yaşardı” veya “Ona onu sevdiğimi yeterince söyleyemedim.” BDT, zihni esir alan bu çarpık ve işlevsiz düşünce tuzaklarını hedefler. Terapist, bireyin kontrolü dışında gelişen olaylarda kendi üzerine aldığı orantısız sorumluluğu fark etmesini ve bu suçlayıcı iç sesin yerine daha rasyonel, kabullenici bir düşünce sistemi inşa etmesini sağlar.
Şema Terapi ile Tetiklenen Yaraları Sarmak
Bir kayıp yaşadığımızda, bazen hissettiğimiz acı sadece o anki kayıpla ilgili değildir; o kayıp, çocukluktan bu yana taşıdığımız çok derin bir yaramızı (şemamızı) kanatmıştır. Şema Terapi, kaybın kişide hangi eski inançları tetiklediğine bakar. Sevilen birinin gidişi, kişideki çocukluk kökenli “Terk Edilme”, “Duygusal Yoksunluk” veya “Dayanıksızlık” (onsuz hayatta kalamam) şemalarını alevlendirmiş olabilir. Terapi sürecinde amaç, kaybın yarattığı acıyla başa çıkmaya çalışan, o kendini yapayalnız ve kimsesiz hisseden “İncinebilir Çocuk” tarafımıza şefkatle yaklaşabilmek ve onu teselli edebilecek bir “Sağlıklı Yetişkin” becerisi kazanmaktır.
EMDR Terapisi ve Olumsuz İnançların Duyarsızlaştırılması
Ani bir ölüm, travmatik bir ayrılık veya bir kaza haberi almak, zihinde sadece bir üzüntü değil, işlenememiş ağır bir travma yaratır. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) terapisi, zihnin bu “şok anında” takılı kalmış görüntülerini, seslerini ve bedensel hislerini nötralize eder.
EMDR Terapisi ile ilgili altı çizilmesi gereken çok temel ve dönüştürücü bir prensip vardır: EMDR sürecinde, bugün yaşadığınız yoğun yas ve tıkanıklık hissiyle, geçmişte yaşadığınız olayın tematik olarak birebir aynı olması gerekmez. Asıl önemli olan, geçmişteki bir yaşantının kişide oluşturduğu köklü “olumsuz inançtır”. Örneğin; bugün bir yakınınızı kaybettiğinizde hissettiğiniz o aşırı yıkıcı, hayatı tamamen durduran felç edici duygunun tek nedeni sadece o günkü ölüm veya ayrılık gerçeği olmayabilir. Hayatınızın çok farklı bir döneminde maruz kaldığınız bambaşka bir yaşantı (örneğin küçükken kalabalıkta kaybolma, bakım verenden zorunlu ayrı kalma veya aniden yalnız bırakılma) sonucunda zihninize kazınan “Çaresizim”, “Yapayalnızım”, veya “Hayatta kalamam” şeklindeki derin olumsuz inanç, bugünkü kayıp anında şiddetle tetiklenmiş olabilir. EMDR, bugünkü yas sürecinizi bir travma döngüsüne çeviren o geçmişteki kök inancı bulup duyarsızlaştırır. İçsel inanç onarıldığında, yasın doğasına ait olan saf hüzün yaşanır, ancak kişi acının içinde paralize olmaz (donup kalmaz).
Kadıköy Psikolog: Yas Sürecinde Doğru Ortam ve Online Terapi
Kayıp ve yas gibi insanın en kırılgan, en savunmasız olduğu bir dönemi profesyonelce çalışmak; danışanın bütünüyle koşulsuz kabul gördüğü, güvenli ve yargısız bir terapötik fanusa ihtiyaç duyar. Zihin, ancak güvende hissettiği bir ortamda gardını indirip acıyı işlemeye başlar. İstanbul Anadolu Yakası’nın köklü merkezlerinden biri olan Kadıköy psikologklinikleri, ulaşım ağlarının kalbinde yer alması ve sakin klinik ortamları sunması itibarıyla bu güvenli çerçevenin inşası için ideal bir zemin sunar.
Öte yandan, depresyonun ve karmaşık yasın en belirgin özelliği olan “yataktan çıkamama”, “hayata karışamama” veya enerji kaybı durumlarında kliniğe gitmek bile kişiye devasa bir yük gibi gelebilir. Bazen de danışan, anadiliyle konuşabileceği bir uzmandan binlerce kilometre uzaktadır. İşte bu gibi noktalarda online terapi hizmeti adeta can kurtaran bir köprüdür. Bilimsel sınırlar ve etik kurallar içinde yürütülen online psikoterapi, yas tedavisinde yüz yüze seanslarla aynı derinlikte, dönüştürücü ve güvenli bir etki yaratmaktadır.
Yas Süreciyle İlgili Sık Sorulan Sorular
Zaman gerçekten her şeyin ilacı mıdır? Psikolojide bilinen en büyük efsanelerden biri budur. Zaman kendi başına pasif bir süreçtir ve hiçbir şeyi iyileştirmez. Önemli olan o “zamanın içinde ne yapıldığıdır”. Yas sürecinde duyguları yaşamak, yüzleşmek ve gerektiğinde psikoterapi desteği almak o zamanı “ilaç” haline getirir; aksi takdirde acı sadece bastırılır ve yıllar sonra bedensel veya psikolojik hastalık (somatizasyon) olarak geri döner.
Yas sürecinde ağlayamamak anormal bir durum mu? Her insanın acıyı yaşama ve bedensel olarak dışa vurma şekli farklıdır. Bazı zihinler şok evresini (uyuşma hissini) çok uzun yaşar ve kişi donuklaşır, hiç ağlamaz. Ağlayamamak, kişinin acı çekmediği anlamına gelmez; sadece sinir sisteminin acıyla başa çıkmak için yoğun bir “savunma/bastırma” kalkanı kullandığını gösterir.
İlaç kullanmak yas sürecini bitirir mi? Kayıp yaşamak bir hastalık değil, insani bir gerçektir; bu nedenle doğrudan “yası geçirecek” bir ilaç yoktur. Ancak kişinin yaşadığı acı, uykularını tamamen sıfırlayacak, bedensel fonksiyonlarını durduracak kadar ağır bir majör depresyona veya anksiyete krizlerine dönüştüyse, psikoterapi sürecine destek olması amacıyla psikiyatri uzmanları tarafından geçici süreli medikal destek (farmakoterapi) planlanabilir. Asıl dönüşüm psikoterapi ile sağlanır.
Uzman Klinik Psikolog Serra Ulusel Hakkında
Yaşamda karşılaştığımız derin kayıpları ve kopan bağları kendi içimizde güvenle yeniden konumlandırabilmek; sığ tesellilerin ötesine geçen, bilimsel kuramlara dayanan sağlam bir profesyonel eşlikle mümkündür. İnsan zihninin acıyı işleme kapasitesine ve direncine etik bir çerçevede rehberlik eden Uzman Klinik Psikolog Serra Ulusel, akademik psikoloji eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü’nde başarıyla inşa etmiştir. Klinik alandaki yetkinliğini ve gözlem gücünü derinleştirmek hedefiyle İstanbul Rumeli Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programını tamamlayarak uzmanlık unvanını resmileştirmiştir.
Mesleki odağını tamamen yetişkin bireysel psikoterapisi üzerine kurgulayan Ulusel; danışanlarının içinden çıkamadığı karmaşık yas süreçlerini, kronik depresif döngüleri, açıklanamayan yoğun kaygı ataklarını ve ilişkisel sınır problemlerini, sorunun görünen yüzüyle değil kök nedenleriyle çalışmayı ilke edinir. Seanslarında kalıplaşmış yaklaşımlar kullanmak yerine; danışanının eşsiz hikâyesine ve içsel ritmine saygı duyarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Şema Terapi ve EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) gibi uluslararası geçerliliğe sahip, kanıta dayalı bilimsel ekolleri dinamik bir sentezle uygular. Klinik pratiğinin yanı sıra, ruh sağlığı alanındaki farkındalığı artırmak vizyonuyla “İyi Hissetmek Dergisi” için güncel ve aydınlatıcı makaleler hazırlamaya devam etmektedir.
Zihnin yaralarının iyileşebilmesi için en büyük ön koşul, kişinin mutlak bir güven ve koşulsuz kabul gördüğü bir mekânda bulunmasıdır. Serra Ulusel, bu korunaklı iyileşme alanını İstanbul Anadolu Yakası’nın sakin ve nezih noktalarından olan Kadıköy, Caddebostan Bağdat Caddesi’ndeki kliniğinde yüz yüze seanslarla sağlamaktadır. Buna ek olarak; dışarı çıkmayı zorlaştıran yoğun yas süreçlerinde, mesafe engeli bulunan durumlarda veya ev ortamının tanıdıklığını tercih eden bireyler için, aynı etik ilkeleri ve bilimsel kaliteyi gözeterek online terapi hizmeti de sunmaktadır. Hayatınızdaki eksilen parçaları anlamlandırmak, içsel gücünüzü yeniden keşfetmek ve yaşamınızın yeni bölümüne sağlıklı bir adım atmak için klinik üzerinden randevu ve detaylı bilgi alabilirsiniz.
